Tabii afetler nelerdir, tabii afetler ile ilgili bilgi

Doğal afetlerDoğal afetler, en geniş manası ile insanlara zarar veren olaylardır. Başka bir ifade ile can ve mal kaybına sebep olan doğal olaylardır. Afetin ilk özelliği doğal olması, ikincisi can ve mal kaybına kapı aralaması bir ötekisi çok kısa vakitte olması ve son olarak da başladıktan sonra insanlar tarafından engellenememesidir. Kimi afetlerin yeryüzünün nerelerinde daha çok olduğu bilinmektedir. Sözgelimi yer sarsıntısı, heyelan, çığ, su baskın, don ve bir takım afetlerin neticeleri depremde olduğu gibi direk ve hemen ortaya çıkar. Fakat kuraklıkta olduğu gibi bazılarının neticeleri ise uzun bir vakit sonra ve endirekt olarak görülür.

Natürel Afetler Nelerdir? Natürel Afet Türleri, Afet Çeşitleri

Natürel Afetler iki ana grupta incelenir, Jeolojik ve Meteorolojik.

Jeolojik Afetler

Bunlar direk doğruya kaynağını yer kabuğu veyahut yerin derinliklerinden alan natürel afetlerdir.

– Yer sarsıntısı
– Heyelan
– Volkan patlamaları
– Tsunami

Meteorolojik Afetler

Atmosferdeki tabiat olayları neticeninde alana gelirler.

– Su baskın
– Çığ
– Fırtına
– Kuraklık
– Orman yangını
– Abuhava farklıkları
– Kasırga
– Hortum

Meteorolojik afetlerin oluşumunu hazırlayan temel etkenler atmosfer orijinli olmasına karşın, bazılarında afetin oluştuğu yerin özellikleri de tesirli olmaktadır. Su baskın, çığ ve sis buna örnek olarak verilebilir.

Natürel Afetlerle alakalı Ayrıntılı Bilgiler

Natürel afet, insanların tesiri olmadan olan, büyük felaketler yaparak insanların canına veya malına zarar veren tabiat olaylarına verilen isimdir. Kasırga, yer sarsıntısı, su baskın bırer natürel afettir…

KASIRGA

Natürel afetlerin en büyüğü olan kasırga şu şekilde tanımlanabilir: Büyük çaplı ve çok şiddetli Beufort ölçeğine göre saatte 75 milden fazla hızla ve dönerek esen tropik rüzgâr. Doğu Pasifik ve Güney Atlantik hâriç subtropikal ve tropikal abuhava kuşağındaki bütün sıcak denizlerde sıksık alana gelir. Ağustos, eylül aylarında Antillerde görülür. Batı Pasifik Ummanı’nda Tayfun ismini alır. Başlangıç ve mevsim sonu kasırgaları, Karaiplerin batısında görülür. Orta Amerika kıyılarının biraz açıklarında Pasifik Ummanında ve Meksika Körfezinde de sık sık rastlanır.

Kasırgalar, yerel fırtınalar kadar şiddetli sayılmazlar. Orta kuşakta olan ekstratropik siklonlar kadar da geniş çaplı değildirler. Ama bunlar nisbeten geniş çapta ve kesafette olursa, bütün fırtınaların en tehlikelisi ve tahrip edicisi hâlini alırlar. Atlantikte vasati senede yedi kasırga vuku bulduğundan doğu Pasifikte de takriben aynı sayıda kasırga vuku bulur. 1890-1910 arası çok, 1910-1930 arası az, 1930-1950 arası çok sık kasırga vuku bulmuştur. Kasırgaların ekseni kuzeybatı doğrultununda yapıt.

Alana geliş ve hareket

Kuzey Atlantikteki kasırgalar ekseriyetle hazirandan ekime kadar olur. Bu süre zarfında deniz yüzeyinde sıcak ve rutubet en fazla haldedir. Mayıs ve kasım aylarında daha az, diğer aylarda ise pek seyrek alana gelir. Kuzey Atlantik bölgesinde senede olan vasati tropik siklon miktarı sekizdir. Bunun beşi ise kasırga tipindedir. Eylül ayında Atlantik Ummanının güneyindeki büyük subtropikal anti-siklon bölgesinde tropik fırtınalar yapıt. Antisiklon bölgesinin güneyinde esen doğu rüzgârları tarafından tahrik edilerek birkaç günlüğüne batı doğrultununa kayar. Fırtınaların çoğu antisiklon bölgesinin batı ucundan kıvrılarak bâzıları Amerika’yı adaleyip kavurur. Diğerleri ise kıyıdan geçer. Diğer fırtınalar kıvrılmadan batı doğrultununda doğruca eserek Meksika Körfezini veya Orta Amerika’yı tesiri altına alır. Mevsimin başında ve nihayetinde patlak veren kasırgalar olduktan sonra kuzey doğrultununda yapıtlar. Fırtınaların hızı vasati 80-240 kilometre’yi bulur.

Rüzgâr ve yağış

Tropik bir siklonun kasırga olarak adlandırılabilmesi için hızının en azından 117 kilometre/saat olması gerekir. Ekseriya saate 240 kilometre’den fazla hıza sâhiptirler. Sebeb oldukları dolaysız zarardan başka rüzgarlar yıkımlara sebep olan büyük deniz dalgalarına ve denizin kabarmasına kapı aralarlar. Carolis hareketleri isimi verilen hareketler nedeniyle kuzey yarım kürede esen rüzgârlar saat yelkovanının tersi doğrultununda, güney yarım kürede ise saat yelkovanı doğrultunundadır. Kasırgalarla beraber yağış da gelir. Tropik bir rüzgâr kuşağının ortalama yağış miktarı 75-150 mm’dir. Daha çok yağış düştüğü de olur. Böyle yağışlar karaların iç bölümlerinde ciddî sellere sebebiyet verir.

Büyüklük ve yapı

Çok yüksek hıza sâhib olan bulutların taşıdığı yağmur, nisbeten daha sâkin bir bölge olan kasırganın dönen bölümünün arkasına düşer. Kasırga boydan boya 50-800 km genişliğindedir. Büyük kasırgalarda havanın sirkülasyonu 12.000 m’den daha üst bölgelere kadar tesir eder. Hattâ bâzı kasırgalarda bu tesir stosferde bile görülebilir. Sağnak yağmur getiren kümülüs ve kümülonimbüs bulutları rüzgâr kuşağında spiral bir şekil almaya meyillidirler. Şekiller radar ekranında görülebilmekte ve böylelikle muhtemel bir kasırganın gelişi anlaşılmaktadır. Kara istasyonları, uçaklar ve denizdeki gemiler, radarlar vâsıtasıyla kasırgaları tâkip edebilmektedirler. Kasırganın dönen bölümün arkasına (gözüne) yaklaşıldıkça rüzgârın hızı kesilir fakat tamâmen durmaz. Yağış durur. Ortadaki bulutlar kaybolur, alçak bulutlar ekseriyetle kalır. Aralarından güneş ışıkları geçer. Kuşlar kasırga gözüne kapılır ve sürüklenir. Kasırga gözü geçtikten bir saat sonra ters doğrultuda daha kuvvetli bir rüzgâr eser.

Kasırganın orta bölümü (otağında) ısı normalden 10°-15°C daha yüksektir. Zira buradaki hava daha az etkindir. Yanlardaki yüksek hava basıncından merkezdeki alçak hava basıncına doğru kuvvetli bir hava akımı alana gelir. Ama bu iç hava akımı isimi verilen hadisenin kuvveti kısmende olsa sürtünme ile hafifler. Kasırganın göz ve odak merkezi bölümünden dış bölümlere özellikle yukarıya doğru santrafüj kuvvetler vâsıtasıyla bir hava akımı alana gelir. Bu bölgede rüzgâr hızı azalır. Deniz düzeyindeki şiddetli siklonik akıma tezat teşkil ederek antisiklonik bir akım alana gelir. Kasırgalar kolay bir buharla çalışan motora benzetilebilir. Kasırgayı hareket ettiren dinamo iç hava akımıdır. Hareketini ısı farklıkları sağlamaktadır. Mal ve can kaybına yol açan kasırgalar üzerinde yıllardır çalışmalar yapılmaktadır. Sun’i peykler vasıtası ile kasırgaların doğuşu, izlediği yollar, büyüklüğü ve zararları ile ilgili yardımcı bilgiler alınmaktadır.

YER SARSINTISI

Yer sarsıntısı, en korkutucu natürel afet olması ile bilinir. Bu arada aniden ortaya çıkması neticesi tedbir alınması çok zordur. Deprem, yerkabuğu içindeki kırılmalar sebebiyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde dağılarak geçtikleri ortamları ve yeryüzeyini sallama olayıdır.

Magma üzerinde yüzen levhalar konveksiyonel akım sayesinde daimi hareket halindedir. Kıtaların hareketi ile plato hudutlarında kaynama ve ayrılmadaki sürtünmeden oluşan kinetik enerjinin aniden büyük bir güçle boşalabilir. Yer tabakalarında oluşan şok dalgalarının kapı araladığı doğa olayına deprem denir.

Depremin nasıl oluştuğunu, deprem dalgalarının yeryuvarı içinde ne şekilde dağıldıklarını, ölçü aletleri ve yollarını, kayıtların değerlendirilmesini ve deprem konusunda diğer konuları inceleyen bilim dalına “Sismoloji” denir.

Sismik şok dalgaları, yer kabuğunda dikey veya yatay olarak hareket edebilirler. Deprem bölgesinin jeolojik yapısı neticesi killi veya kumlu arazilerde yer altı su kaynakları aniden yeryüzüne çıkabilir. Arazide düzey kaybı veya tersi oluşabilir.

Yer sarsıntısı, insanın hareketsiz kabul ettiği ve güvenle ayağını bastığı toprağın da oynadığı ve üzerinde bulunan tüm yapıların da hasar görüp, can kaybına uğrayacak şekilde yıkılabileceklerini gösteren bir tabiat olayıdır. İstanbul Kandilli Gözlem evi Türkiye depremlerini araştırma ve bilgi merkezidir.

HEYELAN (TOPRAK KAYMASI)

Heyelan, toprağın üst bölümü ile beraber alttaki ana kayanın bulunduğu yerden kayarak yer değiştirmesidir.

Heyelanda Tesirli Etkenler

1) Eğimin fazla olması.
2) Yağışların fazla olması
3) Toprak özellikleri (killi olması)
4) Tabakaların uzanış doğrultusu: Tabakalar eğime paralel ise heyelan daha fazla görülür.
5) Beşeri etkenler: Yol yapım çalışmaları ile yamaç balans profilinin bozulması.
6) Depremler

Türkiye’de heyelan olayı en fazla Karadeniz Bölgesinde Doğu Karadeniz Bölümünde görülür. Sebepleri: Yağışın ve eğimin fazla olmasıdır. Ayrı olarak toprağın killi olmasıdır.

En fazla görüldüğü dönem ilkbahardır. Sebebi kar erimeleri ile toprağın suya doygun hale gelmesidir.

AŞINMA

Aşınma, dış kuvvetlerin tesiriyle toprak örtüsünün aşındırılarak başka alanlara taşınmasıdır. Akarsu ve rüzgar erozyonunun beraber tesirli olduğu yerlerin ortak özelliği nebat örtüsü itibariyle yoksul olmalarıdır.

Erozyonda Tesirli Etmenler

1) Arazinin çok engebeli olması,
2) Eğimli arazilerde arazinin eğime dik sürülmesi.
3) Bitki örtüsünün tahrip edilmesi: Orman yangınları, tarla açmak emeliyle ağaçların kesilmesi, otlaklarda aşırı yayıldılma yapılması, anız örtüsünün yakılması gibi.
4) Toprağın aşırı işlenmesi.
5) Yağışların sağanak yağış şeklinde olması.
6) Yağış rejiminin gayri muntazam olması
7) Akarsu taşkınları

Erozyonun Neticeleri

1) Toprağın verimi düşer, çölleşme olur.
2) Barajlar dolar.
3) Tarım alanları daralır.
4) Bozulan doğal dengeye bağlı olarak bir çok bitki ve hayvan türü yok olmaktadır.

Erozyonu önlemek için yapılması gerekenler

1) Mevcut bitki örtüsü savunarak ağaçlandırma yapılmalıdır.
2) Eğimli tarım alanlarında tarla eğime paralel sürülmeli ve teras (seki) yapılmalıdır.
3) Nöbetleşe tarım metodu uygulanmalı (bu metotta asıl emel erozyonu önlemek değildir. Verimi artırmaktır.)
4) Otlaklarda erken ve aşırı yayıltma yapılmamalıdır.
5) Baraj gölü yamaçları ağaçlandırılmalıdır

VOLKAN (VOLKAN)

Volkan veyahut diğer bir isimiyle volkan, dünyanın tabakalarında yer alan magmaların yeryüzüne çıktığı, genelde şekil olarak koni biçimine benzeyen ve magma maddelerin havaya püskürtülmesini sağlayan, bir ağzı bulunan dağdır.

Dünyanın fizyolojisine bakıldığında, dünyanın çeşitli tabakaları bulunmaktadır. Bu tabakaların bazılarında radyoaktif elementler ayrışır ve burada çok yüksek derecede bir ısı açığa çıkar. Öyle ki, bu ısı bazen binlerce derece düzeyine çıkabilmektedir. Derin tabakalarda yüksek basınç bulunduğu için, kayaçlar erime işlemine uğrayamazlar ve bu yüzden sıvı hale dönüşemezler. Bu kayaçlar oldukça kızgın haldedir ve yeryüzünün zayıf noktalarından yukarıya doğru çıkmaya başlarlar.

Dünyanın daha üst tabakalarında basınç oranı azalır ve kayaçlar bu yüzden yukarıya doğru çıkarken erimeye başlar. Ve bu kayaçlar yeryüzüne, lavlar halinde çıkmış olur. Bu lavlar, volkanik dağlardan yeryüzüne püskürülmektidir. Yeryüzüne volkanlardan çıkan lavlar, dünyanın tabakalarını incelemek ve bu tabakalardan bilgi almak için bilim insanlarınca incelenmektedir.

Dünya geneline bakıldığında,  yeryüzünde oldukça fazla volkan bulunmaktadır. Bu alanlar bu arada, volkanik bölge olarak adlandırılırlar. Bu yanardağların çoğu sönmüşken, yaklaşık 700-800 kadar yanardağ aktif olarak lav püskürmeye devam eder. Lakin bu lav püskürme işlemi, sık sık yaşanan bir eylem değildir. Çok nadir olarak yaşanır. Yaşandığında ise, hayatı felç edebilir. Sönmüş yanardağlar ise, hiç beklenmedik şekilde tekrar aktif hale gelebilme özelliğine sahiptirler. Burada magmanın rolü büyüktür.

Dünyada yer alan etkin başka bir deyişle aktif yanardağların çoğu, dar kuşaklarda toplanmış bulunmaktadır. Buralar volkanik alanlardır. Bu kuşaklar içerisinde, Pasifik Etrafı Kuşağı, en bilinenlerden ve aynı zamanda en tehlikelilerinden biridir.  İkinci büyük yanardağ bölgesi ise, Atlas Ummanı Bölgesidir. Bu bölge, umman ortalarındaki ve anakarada yer alan fay bölgelerini içermektedir. Bu okyanus bölgelerinin dışında, bir de volkanik bölge olarak Akdeniz Bölgesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki yanardağlar, Akdeniz etrafında bulunan kıvrımlı dağların iç bölgelerinde bulunur ve jeolojik yapıdan incelendiğinde, Akdeniz Bölgesinin özelliklerini taşımaktadır.

Anakarada bulunan yanardağların, oldukça görkemli görüntüleri bulunmaktadır. Ama bu görkemli yanardağlar, deniz ve okyanus bölgelerinde yer alan yanardağlarla karşılaştırıldıklarında, görkemlerini kaybetmiş olmaktadırlar. Okyanus ve denizlerde yer alan yanardağların, yalnızca tepeleri su yüzeyindedir. Bu türden yanardağlara bilinen en iyi örneklerden birisi, Kanarya Adaları’nda bir ada olan tenerife adasndaki “Pice de Teide” yanardağ’dır. Bu volkanın doruk noktası deniz yüzeyinden 3.718 metre yüksekte, dibiyse su yüzeyinden 3000 metre aşağıda bulunur. Bu volkanın toplam yüksekliği, Ankaradaki yanardağlardan oldukça fazladır. Ki Hawai Adalarında yer alan Volkanik dağların, tüm yükseklikleri 9 kilometreyi aşmaktadır. Bu yükseklik ise, yeryüzünün en büyük dağı olan Himalayalar’dan daha fazladır.

Yanardağlar aktif hale geçtikleri zaman, yeryüzüne çok kızgın lavlar iner ve havaya da kül ve toz bulutları dağılır. Bu kül bulutları o kadar şiddetli büyüklükte olabilir ki, dünyadaki hava yolu erişimini kolayca aksatabilir. Lavların da etrafa zararları oldukça geniş çaplıdır.

TSUNAMİ

Tsunami (Japonca’da liman dalgası mananına gelir) okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, yanardağ patlaması ve bunlara bağlı taban çökmesi, taban kaymaları gibi tektonik olaylar neticesi denize geçen enerji nedeniyle oluşan uzun periyotlu deniz dalgasını temsil eder.

Yunan tarihçi Tukididis, tsunamileri denizaltı depreminden kaynaklandığını ileri sürdüğü bilinen ilk kişi olarak bilinmesine rağmen tsunaminin oluşumu hakkında 20. asra kadar pek birşey bilinmemekteydi. Konu, hala araştırılmaktadır. İlk jeolojik, coğrafik ve oşinografik yazılar, tsunamileri “sismik deniz dalgaları” olarak adlandırmaktadır.

Tropikal kasırga gibi bazı meteorolojik şartlar, büyük alçak basınç alanlarını oluşturarak İng. storm surge denilen fırtınalarda denizin fazla yükselmesi olgusuyla meteotsunamilere kapı aralayabilir. Meteotsunamiler de deniz seviyesini gelgit normalin birkaç metre üstünde çıkartabilir. Bu değişim, alçak basınç alanındaki düşük atmosfer basıncından kaynaklanır. Bu storm surgeler kıyıya ulaşınca çevresi suya boğarak tsunamiye benzetilebilirler.

Tsunami, tektonik olaylar neticesi deniz veya okyanusta olan devasa büyüklükteki dalgalara verilen bir isimdir. Japonca’da liman dalgası mananına gelir. Can ve mal kaybının çok olduğu ehemmiyetli doğa olaylarından biridir. Tsunami kelimesi, 15 Haziran 1896 seneninde Japonya’da yaşanan büyük meiji tsunamisinden sonra dünya dillerine spontane yerleşmiştir.

Deniz veya okyanusun dibinde olan deprem, zeminin çökmesine ve kaymasına kapı aralar. Bunun neticeninde tsunami isimi verilen devasa dalgalar oluşur. Depremden kısa bir müddet sonra kıyıda görülen yavaş ama anormal su yükselişi çok kuvvetli dalgaların yani tsunaminin geleceğinin habercisidir. Tsunaminin ilk ve son dalgası tesirsizdir ancak diğer dalgalar çok hızlı ve kuvvetlidir. Ard arda gelen 4-5 büyük dalga etrafa dağılır.

Tsunaminin en çok görüldüğü okyanus pasifiktir. En yeni örneği 10 mart 2011 tarihinde tüm dünyanın gözü önünde Japonya’da yaşandı. Son 140 sene en büyük depremi olarak tanımlanan yıkımda can kaybı yaşanmazken deprem neticesi oluşan tsunami de akıl almaz can ve mal kaybı yaşanmıştı.

ORMAN YANGINLARI

Önceden orman yangınları doğal afet olarak kabul edilmese de, bugün artık akciğerlerimize ve sıhhatimize karşı çok büyük bir felaket olduğundan doğal afet olarak kabul edilmektedir. Orman yangını, doğal ya da beşeri sebeplerden ortaya çıkan ormanların kısmen veya tamamiyle yanmasıdır. Yıldırım düşmesi,yanardağ patlaması ve yüksek sıcaklık gibi doğal sebeplerle çıkan yangınlar ve sigara, zirai ürünler nedenli çıkan insan kaynaklı orman yangınları vardır. Ormanların yanması ekolojik olarak bir çok zarara kapı aralar. İklim farklığı ve kuraklık başlıca sonuçlardır.

Ormanları yangınlara karşı savunmak için

1. Ormanlara cam ve cam kırıkları atılmamalıdır. (Cam, güneş ışığını bir büyüteç gibi çimenlere çeker. Çimenler, tutuşarak çimenlerin yanmasına ve dolayısıyla yangının oluşmasına kapı aralayacaktır.)

2. Mangal küllerini söndürmeden dökülmemelidir. Zira çimenlerin tutuşarak yangın çıkarma ihtimali vardır.

3. Bir yangın gördüğümüz vakit 110 yangın ihbar hattına bildirmeliyiz; şayet bu bir orman yangınıysa, o vakit 177 alo orman yangını ihbar hattına bildirmeliyiz.

4. Halk görevli kişiler ve etraf örgütleri tarafından bilinçlendirilmeli, bu konuda seminerler ve konferanslar tertip etmelidir.

5. Ormanda ateş yakmamalıyız, yakmak zorundaysak çimensiz bir alanda ateşin çevrenine taş koyarak yakmalıyız.

Böylelikle en ehemmiyetli natürel afetlerin neler olduğunu, natürel afetlerle nasıl başa çıkılacağını, natürel afetler için hangi tedbirlerin alınması gerektiğini öğrenmiş olduk.

Şunları da beğenebilirsin:

Burçların Tarihleri ve Özellikleri, Burç Yorumları
En çok sevilen ve en çok aranan Melodika Notaları
Melodika Notaları, Melodika Notalası
Dambıl Çalışma Programı, Dambıl ile Resimli Vücut Geliştirme Programı
Fisyon ve Füzyon nedir?
İstanbul Metro ve Metrobüs Hatları, Metrobüs Durakları, Metro durak isimleri
Voleybol oyun kaideleri, nasıl oynanır, alan ölçüleri
Son yasaya göre Yurtdışından Türkiye'ye Araç Getirme Konusu
Doğruluk ve Dürüstlük ile ilgili Atasözleri
Aslanlar İle ilgili Genel Bilgi
En çok seçenek edilen erkek bebek isimleri
Yurtiçi Kargo Ankara şube isimleri, şube adresleri ve telefon numaraları
Yurtiçi Kargo İstanbul şube isimleri, şube adresleri ve telefon numaraları
İstanbul'da Cumartesi günü açık olan PTT Şubeleri
Miting alanlarını sallayan seçim şarkıları
"Bir gün önce Yarın Olsaydı Bugün Perşembe Olurdu." Diyen Adam Bu Sözü Hangi Gün Söylemişt...
Kombi Bakımı Kaç Yılda Bir Yapılır?
Turşu Nedir ve Nasıl Kurulur?
Dünya Kaç Günde Yaratıldı?
Uçak Biletinizi 3 Saat Öncesine Kadar İptal Edebilirsiniz
Ankara PTT Çalışma Saatleri, Cumartesi Açık Ptt
Kargo Çalışma Saatleri Hafta İçi - Hafta Sonu
Evden Para Kazanmanın Yolları
Ev Alırken Nelere Dikkat Etmeliyiz?
Cinsel taciz ve tecavüzle suçlanan yapımcı Weinstein’ı 91 kişilik listesi ortaya çıktı
Nasıl Para Biriktirilir?
Sıcak Suyla Banyo Yapmanın Yararları
Hızlı Öğrenmek İçin 9 İpucu
Askere Giderken Alınması Gerekenler Liste
Kar Ne Zaman Yağacak?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.